İrem İçin..
KİTABIN ADI
Anamın Kitabı
KİTABIN YAZARI
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU
YAYINEVİ VE
ADRESİ
İletişim Yayınları Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ
1999
KİTABIN KONUSU:Çocukluk yıllarında çok acı çekmiş bir çocuğun
bu anılarının onu nasıl etkilediğini ve sonuçlarını anlatır.
KİTABIN ÖZETİ :
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun belki bütün romanlarımın anahtarlarını
verdiğim kitabım dediği “Anamın Kitabı”onun en önemli eserlerinden biridir.
Eserde, yazar çocukluk anılarından bahsetmekte, bunu yaparken de şuuraltı
tekniğinden yararlanmaktadır. İnsanın alınyazısının çocuklukta yazıldığını ve
hangi yaşa girerse girsin, şuuraltında daima çocukluk kaldığını savunur.
Yakup Kadri, Aydın ve Manisa’da hüküm sürmüş Karaosmanoğulları
sülalesine mensuptur. Yazar altı yaşına kadar babasının Mısır’daki İbrahim
Paşa Konağına yerleşmiş ve İkbal Hanımla evlenene kadar burada
yaşamıştır. İkbal Hanımla evlendikten sonra Kahire’ye yerleşmiştir. Daha
sonra İbrahim Paşanın ölmesi nedeniyle Manisa’ya yerleşmiştir. Eser,
hayatının doğrudan doğruya bu bölümleriyle ilgilidir.
Yazar babasını, çevresinde çok saygın bir kişiliğe sahip olmasına rağmen
sevmez. Babasının konuşma tarzı, hareketleri, konuşması ve bilhassa
annesine karşı olan davranışları yazara çok ilkel gelir. Nitekim babası eve
geldiğinde önüne konulan terlikleri giydikten sonra annesini peşinden
sürükler, kendisi ile ilgilenilmekte biraz gecikilse evi velveleye vererek
huzursuzluk çıkartır.
Yazarda geçmişe daima bir özlem vardır. Lalasıyla Nil boyunca Ehramlara
doğru ya da şehrin kalabalık caddelerine doğru yapılan gezintiler, hele
babasıyla şehrin hayvanat bahçesi karakterindeki “Özbekiye Bahçesine”
yaptığı araba gezintileri onun için tadına varılmaz saatlerdir.
Mısır’daki bu ihtişam dolu çocukluk günlerini, altı yaşında geldiği Manisa’daki
sıkıntılı günler takip eder. Burada, okula giderken uyku sersemi kalkışını,
eline “Amme Cüzzü” tutuşturularak sokak kapısından dışarı bırakılıverişini,
kendisine kahvaltı olarak bir dilim kuru ekmekle bir topak tulum peyniri
sunuluşunu hiç unutmaz. Hele okula giderken yolun bozukluğu onun için
işkence dolu saatlerdir.
Okul hayatı ise ona göre pek verimsizdir. Okulun doksanlık kapıcısı onu
teneffüslerde rahat bırakmaz. Sınıf hocası Mustafa Efendinin daima çatık ve
kızgın suratı, okulun müdürü Hüseyin Efendinin şimşir sopası da onu rahatsız
etmektedir. Ama yazarı mektepten asıl yıldıran okulun pisliği ve
mundarlığıdır. Bu nedenle biraz utangaçlığından, bilhassada bu ağır koku
yüzünden annesinin kendisine hazırladığı yemeği bile yemez, arkadaşlarına
bırakır.
Mısır dönüşü Karaosmanoğulları sülalesi kendilerine itibar göstermediğinden
sıkıntılı günler yaşarlar. Kendilerine babasının arkadaşı Hulusi Bey kucak
açar. Onun konağında önce misafir olarak birkaç gün kaldıktan sonra
konağın yanındaki küçük evi kiralalar. Bu evde yazarın ilk dikkatini çeken
şey, evin arka kısmından kendisine çok yakın görünen Manisa Dağıdır. Dağa
baktıkça, dağdaki boz renkli kaya diz çökmüş bir deve gibi, buradaki inde
aslan gibi görünür kendisine. O dağdaki tabiat şekillerini iniş, yokuş, yar,
oyuk, tepe masallardaki peri padişahının sarayındaki denizlere, kulelere
benzer varlıklarmış gibi düşünür. Sürekli olarak bu dağa gitmek ister. Bir
gün komşusunun oğlu Cemal ile oraya giderler. Fakat beklediğini bulamaz,
hayal kırıklığına uğramıştır.
Çocukluğunda en derin, en ihtiraslı sevgisini tercih ettiği insan Afet Ninesidir.
Ninesi, Kadri Beyin küçüğü Nazif Beyi kaybettiğinden bu yana tek sevgisini
torunu Yakup Kadiri’ye yöneltmiştir. Ninesi onlarda kaldığı süreçte Yakup
Kadri ondan ayrı yatmaz. Hatta ninesi hastalandığında bile ondan ayrılamaz.
Hele ninesi kendi evine dönmeye kalsın; evde kıyametleri kopartır, günlerce
ağlar, yemekten içmekten kesilir, evdekilere hayatı zehir eder.
Babasının hastalığı da eserde geniş yer alır. Babası hayatının son devresinde
kendisini dünyadan iyice çekerek ahirete verir. Seccadesinin başına
oturarak saatlerce tespih çeker, on dakikada kılınacak namazları yarım
saatte bitirir. Yakup Kadiri’ye Kuran-ı Kerim öğretmeye çalışır. Ama Yakup
Kadri bunu hiç beceremez. Yazarı bu derslerden evde bozulan antika saatler
kurtarır. Babası günlerce saatleri yapmaya çalışır ama muvaffak olamaz.
Babası ölümüne doğru “Ramazanı Şerif” geliyor diye evin içinde çocukça bir
sevinçle dolaşır. Ramazanı mutlaka İstanbul’da geçirmek niyetindedir. Fakat
gidecekleri günün arifesinde babası ansızın hastalanarak yatağa düşer.
Hastalığı çok ağırdır, çok geçmeden ölür. Yakup Kadiri’yi ölümden ziyade
kardeşiyle birlikte komşusunun evinde geçirdikleri ayrılık geceleri etkiler.
Babasının cesedi önüne götürüldüğünde diğerleri gibi ağlamak istediği halde
ağlayamaz.
Çayırbaşı İlkokulunun, yazarın huyunun değişmesinde büyük rolü vardır.
Okuldaki çocuklar öyle yabanidir ki onu okula evin kalfası götürmektedir.
Kalfası teneffüslerde bile yanından ayrılmamaktadır. Ancak bu vaziyet
yazara ağır gelmektedir. Buradaki çocuklar daima birbirleriyle kavga
etmekte, çete savaşları yapmakta ve birbirlerine ağır küfürler
savurmaktadırlar. Yine bir gün böyle bir kavga esnasında kalfanın
(kendisinden 5 –6 yaş büyük) kavgayı ayırmaması nedeniyle kızarak
kalfasına ağza alınmayacak küfürler savurup, yumruklamaya başlar. Bu
nedenle kalfası onu bir daha okula götürmeye cesaret edemez. Ancak
yazar kendisinden daha büyük birini dövmenin verdiği gururla kendisine
olan güveni yerine gelir.
Bu olaydan haberinin olmadığını sandığı annesi ona küser. Bunu bilmeyen
Yakup Kadri, annesinin ilgisini çekmek ve annesinin sevgisini tekrar
kazanmak için çeşitli muziplikler yapar, kendisini yaralar. En küçük bir
olayda bile üzerine titreyen annesi, bu olaylarda yanına bile gitmez.
Sonunda yazar, durumu anlayarak bir daha ağzına öyle sözler
almayacağına söz vererek annesinden özür diler ve elini öper. İşler yoluna
girer.
KİTABIN ANA FİKRİ:Aile bireyleri, çocukların gelişme döneminde onlara karşı
daha sağdulu davranmalı,aile içindeki tutum ve davranışların onları nasıl etkilediğini
fark etmelidir.
KİŞİLERİN VE OLAYLARIN İNCELENMESİ:
Yazar : Çocukluğunda bir acı çekmiştir. Bundan dolayı sessiz , sakin fazla
konuşmayan bir yapıya sahiptir. Duygusaldır. Arkadaşlarıyla fazla konuşmaz.
Yazarın babası:Çevresi tarafından sevilir.Fakat evde aile bireylerine karşı ilkel
davranır. Kılık ve kıyafetine özen gösterir. Eskiye bağlı bir insandır.
İkbal Hanım:Yazarın annesidir. Güzel bir kadındır. Fazla konuşmaz. Çevresinde
sevilir. Sessiz, sakindir. Olaylara mantığıyla yaklaşır. İnsanları ayırt etmeden sever.
Afet nine : Yazarın en sevdiği aile üyasidir. Tatlı ve şirin bir hanımdır. Yaşlıdır.
Eşini kaybettikten sonra tüm sevgisini torununa verir. Neşeli bir hanımdır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap yaşanabilecek bir olayı dile için
okuması insana hem zevk veriyor hem de insanın çocuk yetiştirirken
karşılaşabileceğimiz olayları anlattığından akıcıdır. Dili günümüze göre ağırdır. Olay
bağlantıları çok zor yapılır. Okumaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ:
21. Yüzyıl edebiyatının büyük romancısı 27 Mart 1889’da kahire’de doğdu. Kurtuluş
savaşı yıllarında Anadolu’ya geçti. Emekliye ayrılınca verimli bir yazı hayatında
başladı.yazarlığını sürdürürken 13 Aralık 1974’te Ankara’da öldü. Yazar, eserlerinde
Türk toplumunun, Tanzimattan Atatürk Türkiye’si dönemi ne kadar olan yaşantısını
anlatan hikaye,makale ve romanlar yazmıştır.
ESERLERİ:
HİKAYE: Bir serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri.
ROMAN: Yaban, Kiralık konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Ankara, Bir Sürgün, Hep
O Şarkı.
ANI : Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda.
MONOGRAFİ: Atatürk, Ahmet Haşim
DUYURULAR
**6/A Sınıfı Son 3 deneme birincisi ödüllendirildi.
**6/A SINIFI DENEME SONUCU EKLENMİŞTİR. 06.04.201617 Aralık 2014 Çarşamba
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU-Anamın Kitabı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder